28 Ağustos 2010 Cumartesi

A-Team

Yıllar önce A-Team izlerken nasıl bir keyif alıyorsan şu anda o diziden bu kadar keyif almayacağım bes belli sonuçta arada 80'ler ve 2000'ler farkı var. Bu yüzden kesinlikle sağlam bir elin değmesi gerekiyormuş bu seriyi yeniden ayağa kaldırırken ciddi bir çalışma lazım kamera arkasında. Açıkcası karakterler konusunda bu işi iyi becermişler,B.A Baracus dışında ama o karakter tam bir paradiydi 80'lerde. Şimdi o etkiyi vermek zor. Senaryo açısından bakarsak sınıfta kalmışlar.


Her neyse karakterler olmuş ama senaryodaki aksiyon dozu iyi oturmamış açıkcası. Abartı abuk subuk bir aksiyon var filmde. Film durmaya başladı mı aksiyon giriyor...Bu beni filmden fena halde kopardı. Vakti zamanında M.I.2'ye aksiyon filmi olmuş diyenler şu filmde karakterler 2-3 takım çalışması yapınca bu filmi beğeniyorsa durum vahim bence. Evet takım çalışması yapılan sahneler cidden şukela ama gerisi leş ötesi.

DVD'de izleyin bence.

4/10

Karate Kid


Senaryo klişe milişe ama film iyi işliyor. Özenle çekilmiş çok fazla sahne var ki böyle bir filmden insan bunu beklemiyor. Hikayenin Çin'e kaymış olması başlı başına bir artı nokta olmuş ki ilk duyduğumda hiç hazzetmemiştim. Çok güzel sahnelere gebe olmuş film bu sayede.

Jackie Chan'de rolde çok başarılı. Duyguları güzel veriyor ama tek sorun ufak çocuk. Gerçekten ufak kaçmış. Hoş düşününce acaba Amerikan versiyonunda da çocuk ufak mıydı diyorum. Sonuçta onu izlediğimizde biz çok küçüktük belki çocuk o yüzde büyük gelmişti :)

Sonuç olarak bence güzel bir re-make.

8/10

8 Ağustos 2010 Pazar

Inception


Nolan "Ayı Yogi"yi çekse izlerim tezim her geçen gün güçleniyor...

"Nolan'ın zekiyim ama sizi ezmek istemiyorum" tavrına hastayım. İstese seyirciyi filmin sonunda "mal" gibi ekrana bakar şekilde bıraktırabilecek filmler çekiyor ama bir şekilde seyirci koltuğundan kalkarken "evet, bütün taşlar yerine oturdu" diyebiliyor ve bu işi göze sokmadan yapabiliyor. Cidden büyük maharet bu.

Fragmanı izlediğimde şu gördüklerimin yarısı mantıklı bir şekilde açıklansın bana yeter diyordum adam her şeyi filmin içindeki rüya mantığında cevapladı ve tahminimce herkeste bu rüya mevzusunda kendinden birşeyler bulmuştur. Rüya'nın nerde başladığını anlayamamak,rüya anımsamanın zorluğu vs...
Bu açıdan filmi daha da sevdim. Nolan yıllarca rüya görüp görüp,bu kadarı yeter dedikten sonra senaryoyu yazmış belli ki :)

Filmin en büyük yıldızı kesinlikle Nolan. Senaryo yazarı olarak zaten maharetli biri ve her filminde daha da iyiye gidiyor(Bence bu sene oscar şansı da var). Sonracıma en zor sahnelerde bile minimum CGI kullanıp gerçekçiliği arttırmasıda ayrı bir güzellik. J. Gordon Lewitt'in filmin sonlarındaki dövüş sahnesinde ne kadar zorlandığını düşünemiyorum. Uzun süredir bu kadar keyif aldığım bir sahne hatırlamıyorum. Neo-Ajan Smith kapışması ilk seferinde ne hissettirdiyse bu ondan daha da keyifliydi. Spiderman meets Matrix olmuş sanki :)

Filmin belki en büyük handikapı ilk yarının fazla geveze(rüya mantığı vs.. anlatırken uzadıkça uzuyor gibi ama ikinci yarıda olanlara anlam vermek zorlaşabilirdi, o da ayrı mevzu) olup,ikinci yarının ise full aksiyon olması. Daha bi dengelenebilirdi belki ama bu hali bile çok iyi. Ayrıca paso aksiyon olması da standart bir Hollywood aksiyonu gibi insanı baymıyor. Sonuçta ekranda olan her şey hikayeye hizmet ediyor. Her 3 katmanda geçen aksiyon muhteşem bir fikir ortaya çıkarmış. Bir orası bir burası derken nefesini tutuyor insan.

Oyuncularda bence tam bir A-Takımı kıvamındalar. Her biri kendi alanında usta ve birbiriyle uyumlu olan takım oyuncularını iyi canlandırmışlar. Marion Cotillard en beğendiğim performansı verdi söylemeden geçemeyeceğim.

Bu filimn bu sene ki en iyi filmler listelerine gireceği kesin ve görsel-işitsel yönleri ve hikayesiyle bu kadar güzel bir filmi sinemada izlemiş şanslı kişilerdeniz. Sevinmeli bu duruma...

9/10

13 Haziran 2010 Pazar

LooKing for ERIC...



Herşey güzel bir pasla başladı....

Ingililizlerin futola olan sevgisini bilmeyen yoktur. Cidden varsa çekilsin gitsin burdan, uzaylı mısın?? Ve o lige gelen en çılgın futbolcununda Eric Cantona olduğunu bilmeyen az kişi vardır. Her yaptığı olay olan bu "mucize-kral-pislik" adam şimdi beyaz perde filozofluğa girişmiş :)

Film karısını terkettikten sonra hayatının hiçbir anı düzgün gitmeyen bir karekterin üvey çocukları,eski eşi ve öz kızının hayatındaki yerini değiştirmeye çalışması ve işleri azda olsa yoluna koymaya çalışması üstüne. Bu sırada da hayali arkadaşı ve fanatiği olduğu Eric Cantona'da mentor rolde..


Başroldeki Steve Evets'de harika bir oyunculuk çıkarmış ve rolü üstüne iyi giydirmiş.
En büyük hayranının hayatını düzelten hayali arkadaş olarak Eric Cantona kendini çok rahat bir şekilde canlandırmış. Adam nede olsa kendini oynuyor ama ekranda da bir karizmasının olduğu gerçeğini unutmamalı.

Film süresince çok fazla beylik lafı ediliyor ve her biride birbirinden daha doğru.
Bir filmde verilebilecek ve belkide verilmiş hayata doğru en ciddi,doğal bakışa sahip bir film
LooKING for ERIC :)


8.5/10

Alice in Wonderland



Artık Tim Burton'dan fazla hazzetmeye biriyim. Her filmi aynı temalar ve gotik atmosfer içinde geçiyor. Bu yüzden de AiW'e biraz ön yargılı yaklaşıyordum. Ama film beklediğimden farklı çıktı. Evet aynı tematik durumlar bu filmde de mevcut ama o kadar rahatsız etmedi. Yanlız Johnny Deep biraz sıkmaya başladı. Hep enzantirik rol hep aynı "kafası güzel" oyunculuk. İlk başta iyidi ama artık alıştık.

Hikaye orjinal metne göre ne kadar değişmiş bilemeyeceğim ama hikaye hızlı bir şekilde ilerliyor ve sizi avcuna alıyor. Ben filmin vizyon dönemi sırasında eleştirilmesi mevzusunu hikayenin yüksek ihtimalle değişmiş olmasına bağlıyorum.

Efetlere gelirsek bence olmamamış, fazlasıyla CGI olduğunu belli ediyor. Ama bir tavşan, tilki, tırtıl vs.. daha gerçekçi durmazdı ekranda. Avatar'la karşılaştırma yapma işine girmeyeceğim orda J.Cameron var.

Sonuç olarak film bence hiçde fena değil. İzleseniz memnun kalmama ihtimaliniz pek yok ama Tim Burton'ın diğer işleri gibi de değil kendini tekrar etme mevzusundan dolayı.

7/10

9 Haziran 2010 Çarşamba

When In Rome


Romantik komedi yapmak cidden zor ama bu kadar da zor da değildi. Vaktiyle ne güzel filmle çıkıyordu piyasaya. Film baştan sonra klişe yumağı ve izlerken sıkıyorda. Date Night'da klişeydi ama izletiyordu. Olmamış bir film When in Rome. Açılıştaki sahne dışında bir tane aklımda kalan sahne yok. Belki Danny De Vito'nun ufak monologu...


Sırf bunun içinde film izlenmez.

4/10

Not: Kristin Bell çok ama çok datlı :D Alıp eve bir tane koyasım geldi :D

Defendor

Kick Ass ardından bir başka sokaktaki sıradan kişiyi süper kahraman yapmaya çalışan film daha geldi. Tesadüfün bu kadarı :) Her ne kadar konsept bir gibi gözükse de anlatılan hikaye çok farklı. Defendor daha bir ayakları yere basan süperkahraman filmi. Sonuçta ciddi ciddi sıradan hatta yarım akıllı birini kahraman yapıyor.

Woody Harrelson'un muazzam performansı filmin en büyük artısı. Sahneye çıktığı her an gözler,mimikler,bakışlar size birşey anlatıyor. Gerektiğinde dramatikleştiriyor sahneyi,gerektiğinde komik gösterebiliyor. Ödüllük performans dedikleri işte bunlar.

Filmde süper kahraman filmlerinden onlarca referans görebilir ve daha keyifle izleyebilirsiniz eğer iyi bir ÇR okuyucuysanız.

Sonuçta başarılı ve izlenmeyi hak eden bir film. En azından W.H. için izleyin :)

8/10

8 Haziran 2010 Salı

Date Night


Geçen 5 yıllık sürede sinema ve tv'de hangi komedyenleri seviyorsun derlerse cevap Steve Carell ve Tina Fey olurdu. Gerçektende iki isimde bu işte çok becerikli. Tina Fey'in 30 Rock'da ki performansı ve Steve Carell'in de sinemada yaptıkları ortada.


Sonunda bir akıllı çıkıp ikisini bir filme koymuş ve çokda iyi etmiş. Film aynı bir önceki filmimiz gibi klişe bir konuya sahip ama oyuncuların dinamizmi ve yan karakterlerin çeşitliliği ile baya bir renkleniyor. Bu renklilik çoğu zaman ters teperken bu filmde iyi durmuş.

Evet film çok ahım şahım değil ama son zamanlarda izleyecek eli yüzü düzgün filmlerin olmadığı ortamda iyi geleceğine süphe yok. Ayrıca tarihin en ilginç araba takip sahneside bu filmde herhalde. İzlerken ne demek istediğimi anlarsınız :)

7.5/10

She is Out of My League


Hiçbir beklentim(kesin video işidir falan diyordum filme başladığımda) olmadan izlediğim ve bayada hoşuma giden bir film oldu. Çok klasik bir konu ve işleniş var ama tanıdık senaryosuna rağmen insanı baymıyor. Cinsel espirilerde iğrençliğe kaçmadan yapılmış. Aşırı egzantirik olmayan "tip"ler kullanmalarıda ayrı bir artı bana kalırsa. Sonuçta ortaya izlenebilir bir komedi çıkmış.

1 Haziran 2010 Salı

24 -The End-



Geçen p.tesi Lost ardından gelen salı günü de 24... 2 tane devin arka arkaya ekrana veda etmesi hiç adil olmadı. Tamı tamına 8 yıldır her salı yeni bölümü yayınlansın diye beklediğim yeri çok ayrı bir diziydi.

Jack Bauer'in kalp kırıcı,insanı yıkıp geçin ilk sezonuyla nasıl bir fenomen olacağı başından belliydi. Nina Myers,Edgar Stiled, Chloe Sullivan, Tony Almeida,Ryan Chapelle,David Almeida derken muhteşem karakterleri ekrana taşıdılar. Silent clock denen sessiz saatle yüreklerimiz dağladılar, Jack Bauer ve CTU ajanlarının müthiş teknolojileri ile aklımız çıktı. Ne zaman silah çekseler, bir kovalamaca çıksa kalbimizde yerinden çıakr gibi oldu. 8 yıl dolu dolu geçti.

Karısı öldürüldü,kız arkaşı öldürüldü,patronunu infaz etmek zorunda kaldı,ortağının kolunu kesmek zorunda kaldı,kızından kendini uzaklaştırdı,işkence gördü, başka ülkeler tarafından kaçırıldı, sevgilisini eşine işkence yaptı ama asla doğrudan şaşmadı. Belki bu açıdan fazla mükemmel bir karakterdi ama son sezonla bu durumu azda olsa toparladılar. Jack'in intikam almaya çalışmasını izlemek zevk verdi çünkü 8 yılın ardından haketmişti.

Her sezonu birbiri kadar iyi olmasa da tv'nin en iyi yapımlarındadı. Kötüde olsa bir şekilde kendini izletiyordu ve iyi başlayıp,kötü devam ediyor derken muazzam bir son 8 bölümle ekrana veda etti Jack ve ekibi.

Damn it...
11/10


30 Mayıs 2010 Pazar

Prince of Persia : Sands of Time

Lost'a dizinin sonu itibariyle seyirciye küfretti diyenler alsın bu filmi izlesinler. İşte o zaman nasıl küfredecekler acaba. :)

Çok iyi bir potansiyeli olan kaynak var elde ama harcanmış. Belki ilk 15-20 itibariyle "atmosferi" yakaldığı söylenebilir ama devamında senaryonun muazzam kopuk işlemesi ve sonundaki twistin saçmalığı yüzünden filmi unutulacak filmler listemize sokabiliriz.

Jake Gylleanhall ilk resimler çıktığında da prens olarak iyi durmuyordu, cidden iyi durmamış. Bir Johnny Deep'in yarattığı Jack Sparrow vari canlı karakter yaratmıyor. İşin kötüsü film Pirates of the Carrabean'in bir benzeri olmaya çalışıyor dişişen kadın-erkek karakterleri,uçuk olayları ve macerasıyla ama başarısız olmuşlar..

Tek güzel yanı Gemma Aerton demek isterdim ama o bile güzel olmamış.

5/10

Kick Ass



Kick Ass Kicked Ass!!!
Two Thumps Up!!!
Extraordinary!

Filmi açıklayabilecek en güzel 3 söz bunlar olabilir. Açıkcası hiçbir fikrimin olmadığı bir çizgiroman uyarlamasıydı ve haftalardır bekletiyordum. Beklettiğime üzüldüğüm bir film oldu.
Senaryo tıkır tıkır işliyor, karakterler coştukça coşuyor, müzikler her anı etkileyici etkili kılıyor, Mattew Vaughn muazzam sekanslara imza atıyor...
Tatlı,sert bir film. Kan kullanı mı ve şiddetten kaçınılmamış ve iyide olmuş. Yılın en iyilerinden bana kalırsa. Sabaha kadar devam etse izlerdim herhalde.

9.5/10

not: Nicholas Cage sonunda düzgün bir rolde arzı endam etti :D

not2: Şu Mark Millar'a Superman'i yazdırın yahu. Adam yıllardır söylüyor kafamda senaryom var verin bana şu filmi diye. Kick Ass kaleminin ne kadar güçlü olduğunu kanıtladı...