31 Mayıs 2009 Pazar

Angels & Demons


Kitabı ilk çıktığından okumuştum ve aradan geçen bunca yılda aklımda çok birşey kalmadı. Çok ahım şahım bir kitap değildi ama o Da Vinci Şifresi denen hikat garibesinden kat be kat iyiydi kitap. Da Vinci'yi hiç sevemedim nedenini sormayın çok uzar ama Melekler&Şeytanlar'ı çok beğendim. Ki ben uzun süre önce kitap uyarlamalarından ne beklemem gerektiğini öğrendim: " Asla kitabın bir benzerini bekleme,kafanda hayal ettiğinden kesinlikle farklı olacak". Ne kitaplar gördük rezil bir filme dönüşen(bkz: Kızıl Nehirler). Bu filmi "sinemacılar" yapmış, "edebiyatçılar" değil.. romanın yasını tutmanın anlamı yok. yorumunu araklıyorum ekşisözlükden :)Dediğim gibi kitabı hatırlamadığımdan kitabı okumamış birinin gözüyle yorum yapıyorum ve filmden çıktığımda bu neden böyle oldu dediğim bir tane nokta yoktu. Hikaye akıcı ve tempolu bir şekilde ilerledi ve hiç durmadı açıkcası. Bu açıdan filme geçer notu veririm, bence filmde sıkılmak imkansız. [spoiler]2. cinayet sahnesi bence filmdeki en harika yerdi. Bir sahne önce geniş açılı çekimde birbirine tutunmuş yürüyen 2 papaz gördüğümde allahlah noluyor,neden böyle bir şey vardı derken o papazlardan biri 1dk sonra ölü oalrak bulununca vay anasını dedim. hoşuma giden bir detaydı[/spoiler]Ron Howard'a yıllardır alışamamış biriyim ve Da Vinci'den nefret etmemin birinci sebeplerinde biriside yönetmenlik vasıflarının kısıtlı olmasıdır. Ama bu filmde daha iyi bir iş çıkarmış. Geniş açılı çekimlerde de kalabalığın arasına girdiği sahnelerde de iyi bir iş çıkarmış. Özellikle efektli sahnelerdeki çekimleride hoştu. Senaryo Da Vinci uyarlamasından kesinkez daha iyiydi. Kitapda olup filmde olmayan bir tek Kohler'i hatırlıyorum ama onunda tam ne işi vardı, hikayeye ne kadar etkisi vardı bilemiycem ama ben filmi izlerken bir eksiklik hissetmedim. Hikayenin genel akışıda 2.20dk lık bir film için iyiydi bence. Daha uzun olsa sıkabilir daha kısa olsada hiç olmazdı. Bana süre çok yeterli geldi...Müzikler bence daha iyi olamazdı, her yeni melodi dahada keyiflendirdi film boyunca. Hans Zimmer bu sefer de çok iyi bir iş çıkarmış... Oyuncularda Ewan McGregor çok iyi ama Christian bale'e yapışan Batman aksanı gibi bir sorunu var benim gözümde. Aklıma durmadan Obi-Wan Kenobi geliyor o ekranda konuşurken. Tom Hanks'i de özlemişim ama hala benim için Robert Langdon o değil. Hoş daha atletik,daha cesur bir Langdon'a da gerek yok sonuçta çatışmaya,aksiyon girmeyen bir karakter, bir akademisyen olarak iyi duruyor ama tipi falan gitmemiş :)Bu yıl ne filmler bekledik kof çıktı bizi üzdü, benim için Angels & Demons'da hayal kırıklığı listesine girecek yapımlardan dı ama ne mutlu ki beni ters köşeye yatırdı. ben filmi sevdim arkadaş :)7.5-8/10

30 Mayıs 2009 Cumartesi

Drag Me to Hell


Film çok ama çok iyi. 

Sam Raimi kesinlikle kendini bulmuş bu filmle. Evil Dead'de nasıl korkutup,güldürdüyse, bu filmde de daha büyük bütçenin getirdiği rahatlıkla aynı işi kat be kat üstün şekilde beceriyor. Ciddi anlamda insanı koltukdan fırlatabilecek,sarsabilecek sahneler sahip ki salon genellikle filmi gülerek ve iğrenme efektlerini çıkartarak izledi ama ne zamanli germesi gereken sahneler geldi işte o zaman herkes nefesi tuttu. 

Film boyunca film bitti gibi oluyor ama gene başlıyor ki bu çok güzel olmuş. 

Film asla ama asla saf korku değil bunu unutmayın, bir [REC]'in verdiğini ver(e)miyor germe açısından ama çok usta işi bir şekilde Evil Dead ekolünü sevenleri çıldırtabilecek şekilde eğlendiriyor....

9/10

Not: Ayrıca filmin sonunu hiçbir şekilde tahmin edemeyeceksiniz :)

28 Mayıs 2009 Perşembe

Terminator Salvation


T3'ü sıradan ama izlenebilitesi yüksek bir film olarak hatırlıyorum. Sonuçta Cameron'un yarattığı Terminator serisinden hiçbir farkı yoktu,içerik hariç. Kaçma kovalama belki biraz daha az heyecanlı ama genelde güzeldi. Sadece T1 ve T2'deki o ince dokunuşlar eksikti, bu da filmin kalitesini ister istemez düşürüyordu....

Gelelim T4:Salvation'a. Çok ama çok kötü bir film benim gibi bir fan için. İnanın bana sadece efekt,aksiyon seven biriyseniz bile filmde esnemeniz ve "noluyor filmde???" demeniz olası. Bu sene hayalkırıklıkları arka arkaya geliyor ne yazıkki. Önce Wolverine,şimdide Terminator. T2 ve T1'de tasfir edilen gelecek ne, bu ne???(Hoş orayıda bu annemin tasfir ettiği gelecek değil diyerek aptalcana kurtarmaya çalışıyorlar). Hele bır Skynet üssü var ki evlere şenlik. Masalar,koltuklar bembeyaz,pırıl pırıl ve herşey var. Bı tek fıskos masası eksikti :D Tabure bıle var yahu. Ulan bu skynet insan işçimi çalıştırıyorda biz bilmiyoruz? Bunun gibi bin tane abuk ayrıntı var filmde insanı rahatsız eden. Hatta bir sahne Connor USB Driverla motorsikleti overdrive etti, iPod bağlıyacak zannettim yolda dinleriz diye :D "Bu detaylara mı taktın?" diyiceksiniz,zaman yolculuğuna falan inandın dyip kontr çekerek ama evet taktım diyorum :) Sonuçta belli bir mantık aramak haksızlık değil....

Düşünülen hikaye bence çok güzel ama bu hikayenin senaryoya dökülme kısmı cidden rezalet. Film bir türlü ilerlemiyor. Hikaye bir adım öteye gidemiyor ilk 1 saat 15dk. Tam birşeyler olacak derkende abuk,gereksiz bir aksiyona giriliyor. Bazı aksiyon sahneleri,vs... çok mantıksız. Markus Wright'ın kaçıs sahnesinde napalm evet napalm attılar resmen adamın üstüne. Hele o helikopterden denize atlayıp denizaltına geçiş inanılmaz absürttü. Tamam bir bilimkurgu,fantazi filmindeyiz ama bu kadarınada pes. Ayrıca filmin bariz kesildiğini belli ettiği birkaç yeri var. İnsan biraz toparlamaya çalışır oraları. Ayıp bu seyirciye. Mostow bile T3'de böyle seyler yapmadı.

McG açıkcası röportajlarında verdiği iddialı açıklamalarla beni ümitlendirmişti ama film izlediğimde kendisinin beş para etmez bir adam olduğunu daha iyi anladım. Cidden çok iyi çektiği sahneler var ama duygusal olması gereken sahneler yada diyalogların sürüklemesi gereken yerler hep düşe kalka ilerliyor...

Oyunculara gelelim. Christian Bale kendine yazık etmiş bana kalırsa. Yada bari bir efsanevi karakteri daha beyaz perdede oynayayım diye egosunu tatmin etmiş. Çok kötü çok. Filmin en iyisi Kyle Reese'i oynayan Anton Yelchin ve Markus Wright'la Sam Worthington ki senaryoya kurban gitmiş bir karakteri var,daha neler yapardı bu karakterle. Gelelim Helena Bonham Carter'a yada gelmiyim.Tüylerim diken diken oluyor...

Efektler çok iyi,robotları yine harika bir şekilde ekrana getirmişler(yap' olarak ama o kadar).Arnold fena durmamış ve filmin en heyecanlandığım yeride orasıydı. Klasik müziği duyduğum an için kııpır kıpır oldu.

Müzikler ise tam bir rezalet. Akılda kalıcı bir melodi yok. İnsan bari aksiyon sahnelerine güçlü müzikler koyar. Belki müzikler daha akılda kalıcı olsa sahneler daha güzel olabilirdi...

Tahminimce Cameron bu filmi izlediyse k.çıyla gülmüştür. Ben hangi yılda neler yaptım,bunlar şu anda neler yapıyor diye dalgasını geçmeli bence. T5,T6 gelicekse gelmesin bence. Şu ekiple bir Terminator film daha rezil edilmesin... imdb.com'da nasıl 7.4 puanda bu film anlayamıyorum. Herhalde artık 2-3 güzel efekt gören,hikaye yoksa bile filmi beğeniyor. Yazık.... Sarah Connors Chronickles çoğu bölümünde bu filmden daha iyi bir Terminator hikayesi sunabiliyordu...
3.5/10

edit: Robotlarida bu kadar kotu tasfir edemezlerdi. Sarah Connors Chronickles'da Derek'i tek atista ezip gecen ve robotlara karsi kahramanca çlüm denen olguyu yikan,T2'de Connor'un üvey ailesini gozunu kirpmadan çldüren ve o filmin basinda kafataslarini ezip gecerken bize attigi bakisla altimiza ettiren robotlar ne ,burdaki "Let's FIGHT" diyen robotlar ne?

edit 2: Skynet,salaksın olm,sana laflar hazırladım :D Hele senin gibi yapay zekaya köle olmuş insanlar daha salak.... Connor'i bulmuşun duvarlardan duvara ne atıyosun. Sık ümüğünü ölsün. Ama illa aksiyon olacak. Filmi zedeleyen en büyük unsur bu gibi mantıksızlıklardı bence... İlk 3 filmi hadi 3.yü geçtim insan ilk iki filmi baştan bi on kere izler senaryo yazmadan ...

15 Mayıs 2009 Cuma

Lost Sezon 5


Genel olarak ilk olarak ilk dizimize bakış atalım şu 5 yılda neler gördük neler yaşadık...

-1.sezon: Bir uçak adaya çakılır, Robinson Crusoe hikayesi izleyceğiz derken insan öldüren canavarlar,adada başka bir grup olduğu ortaya çıkar,hatta adanın ortasında 1800lerden kalma bir gemi vardır. Genel olarak bir adadan kaçıp kurtulma hikayesidir ilk sezon ama bunun buzdağının görünen kısmı olduğunu çakmaya başlarız diğer elementlere bakınca....

-2.sezon: İlk sezonda ortaya çıkan istasyon keşfedilir ve 108dk görevi başlar. Dünya kurtarılıyor zannedilir. Manyetizma ile alakalı bir sorun olduğu anlaşılır. Kuyruk kısmı kazazedeleri ortaya çıkar. Bir grubun diğerleri tarafından kaçırıldığı öğrenilir. Adadan kaçış çalışmaları olur ve bu sırada ada yerlileri ile daha fazla sürtüşme olur. Bizim gruptan birkaçı kaçırılır ve sezon sona erer,4 parmaklı heykel görülür,hiyelogrifler göze çarpmaya başlar. Benjamin ortaya çıkar ve adanın kralı bu deriz.Bu sırada kader sorgulanır ve kaderle oynanmanın kötü olduğunu görürüz. Kabooom!!!!!

-3.sezon: Ada yerlilerini tanımaya başlarız. Zamanda gidiş gelişler başlar. Diğer istasyonlar keşfedilmeye başlanır. Kara Duman daha çok ortaya çıkar. Dharma-Others, iyiler,kötüler derken kimdir necidir biraz öğreniriz,Benjamin olayın özü zannederiz ve bu arada Jacop ismini duyarız ilk defa. Richard'la tanışırız. Derken vurucu final gelir. 6.kişi adadan kurtulmuştur. Bu sırada adaya "kurtarma" gemisi gelmiştir.

-4.sezon: Kurtarma gemisinin niyeti anlaşılır. İyi bir amacı yoktur gemiyle gelenlerin. Adanın geçmişi biraz daha aydınlanır. Fizik,bilim girer işin içine hatta I See Dead People deriz :) Adanın mitolojisi ortaya çıkar ve bakılırki adadaki olaylar çok eskiye dayanmaktadır,Jacop ismini gene duyarız ama hala top Benjamin'dedir. Ayrıca ada için başka bir çekişme olduğuda iyice ortaya çıkar. Richard'ı gene görürüz ama bu sefer 50 yıl öncesidir ve aynı yaştadır. Ayrıca Charles Widmore adayı istemektedir. Çünkü mucizeleri hayata döndüren bir adadır burası.

-5.sezon: Adanın hikayesi anlatılmaya başlanır. Charles Widmore,Eloise Hawking ortata daha fazla çıkar. Bilimadamımız olayları yorumlama çalışır. Burunlar kanar ve bu sırada zamanda kaymaya çokdan başlamışızdır. 1954-1977-2007-1970 derken 77'de dururuz. Benjamin kimmiş adanın kralı Richardmış deriz derken onunda pabucu dama atılır. Ayrıca görürüz ki bizim Lostie'ler adanın tarihini şekillendirmişler. Neden ve nasıl olmuştur bu?

Dizide şu ana kadar gelinen noktayı özetledim bu ufacık satırlarda. Diziyi bilmeyen biri okusa böyle şey mi olur,bunu nasıl izlediniz der? Ama izledik ve 5.sezon finali gelir:

Beyaz giyinen sarışın bir adam dokuma tezgahında birşeyler meşguldür. Daha sonra balığını avlar ve yemeye başlar. Arkadan siyahlı biri daha çıkar ve efsanevi bir diyolog ekranlara gelir.

- siyah: geldiler ve savaşacaklar, yakıp yıkacaklar. hep aynı son oluyor.
- beyaz: son bir kere olur. ondan evvel olan şeyler gelişimin parçasıdır.
- siyah: Seni ne kadar çok öldürmek istediğimi biliyormusun? - beyaz: Biliyorum...

ve sonunda Jacop'la tanışırız, BlackRock ve bir mısır tanrısı statüsü eşliğinde. İşte böyle efsane başladı final....

Görürüz ki 4.sezonda varlığını fark ettiğimiz ve 5.sezonda da iyice üstünde durulan çıkar hikayesi çok farklı iki kişiye aitmiş:Jacop ve "siyahlı adam". Bir nevi 2 tanrı olimpos dağının tepesinde oturmuş satranç oynuyorlar ve biz sezonlar boyu piyonların yerini almasını,herkesin yerine oturmasını izledik. Dharma, others çekişmesi hiç önemli değilmiş,çocuklar kaçırılmış kime ne şu saatten sonra. Binlerce soru var ve bunlar bize hep en önemli sorularmış gibi geldi ama değilmiş. Nerdeyse 5 sezondur izlediğimiz hiçbir şey önemli değilmiş. Dizi 5.sezon finaliyle yönünü kaç derece değiştirdi bilemiyorum ama ben bu diziyi seviyorum arkadaş. Evet bazen tempo düştü, bazen gereksiz bölümler oldu ama bu kadarcık kusur kadı kızında da olur.

Yıllarca yapımcılara laf eden,senaristlere diziyi bitirmemek için uzatıyorsunuz diyelenlere ciddi anlamda kapak olmuştur 5.sezon. Herşeyin ilk başta planlandığında ve plana sadık olunabildiğinde ve izleyici sizi bırakmadığında ne kadar başarılı olabileceğini en iyi gösteren yapımdır Lost,en azından TV için.

BattleStar Galactica,Sopranos,Alias gibi sağlam dizileri yalamış yutmuş, hatim etmiş izleyiciyim ama hiçbir dizi bu LOST kadar cesur olamadı ve TV tarihinde de hiçbir dizi bu kadar radikal olamayacak.

Yazının başında koyduğum resim değişimin simgesi ve önümüzde kocaman bir 8 ay var. Diziyi baştan izleyin,nette biryerlerden okuyup eskileri hatırlayın çünkü Lost 6.sezonunda efsaneler arasındaki yerini asla silinmeyecek şekilde yazmaya geliyor....

9 Mayıs 2009 Cumartesi

Star Trek


Filmi beğendim. Abrahams,Orci,Kurtzman iyi bir iş çıkarmışlar. Ama genede filme çok sıcak bakamıyorum. Bilimkurgu çok severim ama insanoğlu uzaydayken yanında duran yaratıklar nedense bana hala çok itici geliyor. Nedense ısınamıyorum. Aynı şey SW serisinde de oluyor. Tam insanlar konuşurken bir iki yaratık giriyor sahneye soğuyorum o anda filmden. 

Ama filmden büyük zevk aldım o başka konu. Beğenmemi etkileyen bir mesele değil yukarıda belirttiğim durum. Fİlmin her anı çok eğleceli ve hareketli. Belki biraz fazla eğlenceli. Ama asla sarkmıyor bir tarafı tam gülme dozu fazla kaçmış gibi gelirken ciddi bir oaly meseleyi toparlıyor. Asla öne geçmiyor komedi. Zaten hafif tiye alınmada bence güzel olmuş. 

Bu sayede seriyide bir güzel resetlemişler ve bambaşka maceraların önü açmışlar. Karakterlerin hepsi çok harika,hikayeye girişleri,tavırları çok güzel tasfir edilmiş ve ekrana yansıtılmış. İlk başta Rus aksanıyla konuşan elemana gülerken,onu ciddiye almazken bir sahne sonra yaptıkları onu ciddiye almamıza yol açabiliyor ve artık o karaktere daha ciddiyetle yaklaşabiliyoruz. Bu yüzden bence senaryo on numara olmuş. Ha hataları yok mu tabii ki var ama bu hengamede göze batmıyor. Yada ben TR altyazılı izlemediğim için filmi anlamaya çok kastım ve dikkat etmedim :)

Abrahams MI3'de nasıl temiz bir iş çıkardıysa burda da aynı kalitede bir iş çıkarmış. Çekim açıları çok hoşuma gitti. Belki biraz fazla yüze zoom yapıyor ama o da TV'den gelen alışkanlığı belli ki. İlerde daha geniş açılı planlara da ağırlık vermeye başlayacaktır ve daha şukela bir hal alıcaktır yönetmenliği. Bazı sahnelerde ekrana fazla "lens flare" dediğimiz ışık oyunları geliyor ama çok hoş durmuş o ışıl ışıl USS Enterprise köprüsünde.

Damon Lindelof'un da SW fanı olduğu biliniyor ve SW'yi bence gereksiz bir sahne ile anıyor. Ciddi anlamda buz gezegeni gereksizdi. Filmin tek canımı sıkan noktasıydı hatta. Ama orası olmasa "Işınla bizi Scotty" de olmazdı o başka mesele. Ayrıca düşman olarak Eric Bana'nın karakteri daha "güçlü ve kötü" olabilirdi.

Her neyse eski bir seri yeniden güzel başladı. Devamı gelsin gene izleriz...

7.5-8/10

5 Mayıs 2009 Salı

Fanboys


Sinemaya neden gelmedi bilemiyorum ama eğer ki SW'den hoşlanıyorsanız zaten bu filmi kaçırmazsınız. Hele komediden hoşlanıyorsanız hiç durmayın hemen izleyin. Güzel bir seyirlik ve benim gibi fazla SW'ci olmayan birini bile o kadar çok güldüren an vardı ki. 

Konuk oyuncu kadrosu inanılmaz ne isimler var gördğünüzde altınıza yapıcaksınız gülmekden...

Biraz daha uzun olsaydı belki daha da iyi olabilirdi ama şu haliyle bile leziz....

7.5/10

4 Mayıs 2009 Pazartesi

Valkyrie

Filmin en can alıcı noktası atmosferi. Harika bir 1944 Nazi Almanyası yaratılmış. Sanki o zamanlar çekmişler gibi. Sanat yönetimi bu açıdan her türlü geçer notu alır. Bunun dışında tempo açısından akıcı ve hikaye açısndan da yeterli bir film çekilmiş. Oyuncuların hepsi birbirinden yetenekli kişilerden seçilmiş ve rollerin iyi durmuşlar.. Ayrıca filmin ingilizce olması garip gelicekti diye düşünürken(hoş sanki her ingilizce konuşulmayan ülkede geçen Hollywood filmi izlerken kendi dilinde izliyoruzda bu filmde gerçekçilik arıyorum o başka mevzuat) Singer'ın müthiş zekası sayesinde "esasında film almanca ama...." geçişi beni benden aldı. 

Filmin çok sağlam sahneleri var. Özellikle Fuhrer’le telefonda konuşan kumanda sahnesi inanılamzdı. Mimikler,vucüt dili harikaydı o sahnede. 

Film çıkmadan çok dalga dümen malzemesi olmuş gibiydi ama iyi çekilmiş,iyi oynanmış “güzel” bir film çıkmış ortaya…

8/10


1 Mayıs 2009 Cuma

Wolverine


Yılın en büyük hayalkırıklığı....

Baştan eğri oturup doğru konuşalım. Bu film X-Men sonrasında Wolverine manyaklığı üstüne çekildi bu demektir ki çekende yazanda biraz özen göstericek yaptığı işe. Filmin ne senaryosu ne çekimleri beş para etmez. 

Hikaye inanılmaz aptal ve o kadar gerizekalı çözümlerle sonuçlanıyorki bazı meseleler hadi canım diyorsunuz. Esasında ortada bir senaryo yok. Herkes birşey arıyor ama bi kişi aradığını bulamıyor gibi birşey.

Efektler X-Men'in 10 yıl öncesi. İyi duydunuz X-Men filminin 10 yıl öncesi.O filmin 2000 de çekildiği göze alırsak düşünün vazıyeti. Bütün yeşil-mavi ekranlar sırıtmış. Pençeler bile çok kötü duruyor. Filmden önce girdiğim Walmart'da satılan oyuncak pençeler daha iyi durur :) Her sahne kendini belli ediyor ben efektim diye. Hele ki filmden önce Transformers 2 fragmanının gösterilmesi tam talihsizlik :) Filmin en merakla beklenen aksiyon sahneleri de zaten fragmanlarda verilmiş. Eğer spotlarıda izlediyseniz pek birşey kaçırmış olmazsınız. Fragmanlarda çoğu sahneyi görünce sinemada pek zevk alamadım sahnelerden...

Oyunculuklar bence olabildiğine kötü. Hugh Jackman zaten klasik Wolverine ama gerisi yalan. Hele ki Stryker'ın X-Men United'daki karakteri ne burdaki karakter ne? Brian Cox'a selam ederim ve önünde saygıyla eğilirim. ÇR'lerden bildiğimiz Gambit ve Emma Frost'a gelirsek. Bence Gambit'in hala hakkı verilememiş. X-Men 3'deki Archangel nasıl işlendiyse Gambit'de 4dk daha fazla ekrana çıktı. Emma Frost ise Colossus'un X-Men 2'de yarattığı etkiyi yarattı bünyede. Tadı damakda kaldı. Gambit'in de tadı damağımızda kaldı ama hala hakkının verilmediğini düşünüyorum.

Filmin en büyük hatası bir kere senaryosu ve Gavin Hood. Belkide Christopher Nolan,Bryan Siger Raimi gibi isimlerden sonra ismi çok zayıf geldiğinden adamın çekimlerini,açılarını yarattığı planları sevmedim diyeceğim ama cidden zayıf bir işçilik çıkarmış.

Filmin iyi yönleri Deadpool filmin başınd ayarıyor geçiyor ortalığı. İlk baskın sahnesi harika. Ama koskoca 120dk'dan akılda kalıcı bir sahne çıkmaması çok acı...

X-Men 3'ü beğenmeyenler bakalım bu filme ne diyecekler....

4/10