18 Ekim 2009 Pazar

Fringe hakkında genel bir yazı

Tahminimce piyasaki şu an için hem kamera önü hemde kamera arkası en sağlam dizi Fringe.


Kamera arkasına bakalım önce:
Yazarlar zaten piyasanın şu an için en önemli isimleri olan Orci ve Kurtzman. Yapımcı deseniz,varlığını sorgulama gereği duymayız,J.J.Abrahams. Yani bu konuda bir sıkıntımız yok. Tek sıkıntı yayınlanan kanalı allahın cezası FOX olması....

Kamera önüne geçelim: Oyuncuların bence hepsi birbirinden başarılı. Broyles'dan tutalım,Walter'a ki Walter karakterine "can" veren John Noble bence bir an önce bu dizi ile ödül almalı. Adam resmen karakteri yaşıyor. Anna Trov'da ilk sezona göre gelişme gösterenlerden. Tek aynı kalan Joshua Jackson. O da pek problem değil.

Dizi ikinci sezonuyla bence hiçde fena gitmiyor 3.bölüm hari. Neden o bölümde bir olmamaışlık, aceleye gelmişlik vardı. Her neyse bazen ana hikayeye dönüyor, bazen bağımsız devam ediyoruz ama bir gerçek var ki arakada aynı Lost gibi çılgın bir mitoloji olabilir. Ucundan belli ama daha buz dağının görünmeyen kısmı konusunda bir fikir yürütmek zor ne de olsa dizi FOX'un ve dizinin reytinlger yüzünden ertelenir mi, ertelenmez mi kaygısı var şu aralar. Umarım bir sorun çıkmaz ve hikayeyi sonuna kadar görürüz.

Görüldüğü gibi Lost'un tahtını alacak denen FF'nin fena halde çuvallamaya doğru yol aldığı şu günlerde fazla reytingi olmasada gene bir JJ yapımı sağlam adımlarla devam ediyor. Hemde olabildiğine cesur adımlarla...

Flashforward üstüne genel bir haykırış

Ey Goyer efendi, biliyorum burayı okumuyorsun ama allah cezanı verecek buna eminim. Bu kadar güzel konsept bulup koskoca 4 bölüm elle tutulur hiçbir şey yapamamak anca sana özel olmalı. Evet yaptığın her film, yazdığın her senaryo iyi kumaş olmuyor ama Batman'i ayağa kaldıran adamlardan birisin yani iyi bir kumaşa sahipsin ama olmuyor yahu, olmuyor.


Cillop gibi konseptin var ama 4 bölümüdür söylenen aynı sözlerden başka birşey görmedik bu bölümde de. İlerde bu olayların olmasını engelleyeceğiz, yok sen ölmeyeceksin, bunlar gerçekleşmeyecek,bunlar gerçekleşecekten öteye geçemeyen bir diyalog yapısı söz konusu koca dizide ve oyunculuklarda cidden kötü.
Halbu ki fenabir açılışta yapmamıştın ilk bölümle( her ne kadar onu da çok beğenmemiş olsamda) ama dizi gittikçe dibe gidiyor. Zaten zaman yolculuğunu 2. karakter olarak almayıp, birinci karekter yapan dizi ve filmler bu çıkmaza ve dibe gidişe mahkum. Haklısın zor konu ama bunu seçtiysen daha iyisini yapmak zorundasın..

Bu seyirci nankördür, küser gider haberin olsun ki dua et şu anda durmadan her türlü platformda karşılaştırıldığın dizilerin efendisi LOST piyasada yok. Bu boşlukta doldur yerini de mayıs ayı bittiğinde ne yapacağını, hangi diziye 4 elle sarılacağını bilmeyen şu dizi koliklere derman ol....

Bu kadar....

Ugly Truth


Romantik komedinin her türlü klişesinin bünyesinde barındıran, ama edepsizliği ve doğru sözlülüğüyle diğer örneklerinden ayrılan bir film olmuş. Gerard Butler'ın stüdyodan geçerken bi film çekiyim havasında rahatlığı ve Katherin Heigle'in güzel oyunculuğuda cabası. Baya komik sahnelere sahip, bu arada argo olmasıda insanı baymıyor çünkü ciddi ciddi gereği kadar güzel kullanılan bir argo var. Aileyle izlemek serbest :P


İzleyin,gülün, birkaç saatiniz iyi geçsin..

7/10

15 Ekim 2009 Perşembe

Time Traveler's Wife


Kitabı okumuş biri olarak filmi normal olarak beğenmedim. Evet kitabın 500 sayfa olduğunu biliyorum ama bari belli öğleri filme koymuşsun devamını getir değil mi ama?

Örneğimiz 1:
-Claire'in banyoda bulduğu ruj. Ne işe yaradı hiçbirşeye. Halbu ki o rujla alakalı öğle bir bağlantı var ki kitapta. Henry'nin hayatını ve dünyaya bakışını değiştiren. Koyucan bilader bunu...

Örnek 2:
-Baba ile ara bozuk ama bir anda düzeliyor. Kardeşim biraz zorla,göster bu tür sahneleri.

Evet bunlar gösterilse film 2 saati aşar ama en azından izlediğimizi şeyin bir bütün olduğunu anlarız. Sanki film kurgu masasında kırpılmamaış, yanmış yada yakılmış hangisini tercih ederseniz :)

Oyuncular harika, bence çok iyi eşleşmeler var. Ama nedense film ilk yarısı kendi içinde bir bütünlük oluşturamıyor. Karakterle özdeşleşmek bir yana,ısınamıyorsunuz bile. Ne zaman ki "yerde yatan" Henry'yi görüyoruz o zaman başlıyor kaygılar. Bu kadar basit olmamalı.

Bence sorun yönetmenle başlamış. Biraz yanlış bir tercih olmuş gözüküyor ama en büyük sorun senaryo. Çok fazla şeyi koyup senaryoya yerleştirip hiçbirini göstermemişler. Mesela biraz daha vurucu müzikler kullanılsa fena olmazmıydı. Zaten ayda yılda bir duygusal bir hikaye izliyoruz o da düzgün olsun be!!!

Neyse ben kitabımla mutluyum. Cidden iyi yazılmış,iyi bağlanmış bir öykü vardı kitapta. Filmi ise sadece "en azından kitabın bir kısmını ekranda gördüm" demek için bçilmiş kaftan ama film kesinlikle kitabın verdiği duyguyu yaşatamıyor. Bakın duygu diyorum,kitabın bütünün zaten istemiyorum...

5/10

Hele nasıl bir mantıktırda kitabın muhteşem sonu kesilir...

14 Ekim 2009 Çarşamba

Surrogates


Bu filme yapılabilecek tek yorum:"Mostow'dan ancak bu kadar çıkıyormuş" . Hadi T3'de senaryoda sıçışlar oldu da sen filmi çekemedin demiştikte bu sefer harbici güçlü bir metin var elinde. Hoş şimdi Terminator serisine bok atmış gibi oldum. Ulan yavşak orda konsept boktan mı derseniz, tabii ki Terminator'e saygım sonsuz derim ama 3.filmin harbiden filmi senaryosu falan yoktu, Arnold için izilemiştik derim...


Her neyse elde gene Hollywood tarafından katledilmiş bir Çr var. Blade Runner,Minority Report gibi nice sağlam bilimkurgunun güzel özelliklerini alıp ortaya bombok bişey çıkmış.

Gene 2-3 tane harika çekim var ama onun dışında film pek birşeye benzemiyor. Birşeyler söylemek istiyor ama geviş getirmekten başka birşeyde yapamıyor .). Klişe karakterler, klişe olaylar...

Sinemada izlemeye lüzum yokmuş. Mostow'un kredisi bitti gözümde.

4.5/10

The Orphan


Fragmanı ilk izlediğim andan itibaren filme kıldım. Sonuçta buna benzer onlarca hikaye anlatıldı,onlarca film çekildi. Neden bir tane daha izleyeyim ki, değil mi ama?


Her neyse bir anda onlarca yorum filmin sonundaki süprize ve genelindeki başarıdan bahsedince bir göz atıyım dedim ve gözümü bir an kırpmadan filmi bitirdim. Film fena halde sürüklüyor ve uzun süresine rağmen sıkmıyor. İlk 20dk baya baya iyiydi hatta o kalitede devam etse başyapıt olurdu benim gözümde bu film. O kadar güzel detaylarla süslemişler ki filmi. Belki de tek eksisi baba ve psikoloj karakteri.

Onun dışında baya gerildim ve filmin sonundaki twistte fena halde dumur oldum. Hatta şu anda Esther'i oynayan küçük kızı bana verseler ense köküne vura vura bayıltır,sonra testereyle kesip kargalara leşini yediririm. Öyle gıcık oldum kıza. Ne manyak,psikopat bişeymiş bu yahu.

Afişte yazan " Bu kızda bir gariplik var" mottosuna aldanmayın kızın bir tane doğru yeri yok :D

Aşırı derecede korku filmi meraklısı olmama ve nerdeyse her gerilim ve korku yapıtını merakla izleyip çoğu zaman saçma sapna filmleri millete tavsiye etmeme rağmen bu filmi gözüm açık tavsiye edebilirim..

8/10

Superman & Batman Public Enemies


Superman ve Batman serilerini okuyanların aşina olduğu ortak maceralardan ilki filme aktarılmış. Romanı okuyalı baya bir oldu ve hatırlamakta güçlük çekiyorum ama hikayeye baya sadık kalındığındığını söyleyebilirim.


Çizimlerde daha güzel daha önce çıkan DC filmlerine kıyasla. Keyifle izleniyor. Keşke her ay böyle bir DC karakterinin filmi gelse. Mesela Superman Doomsday macerasını bu çizgilerle izlesek hatta abartıp Batman The Animated Series kıvamında bir tonda izlesek çok mu şey istemiş olurum?

Green Lantern içinde çekilmiş bir film vardı,onu da izlemem gerektiğini hatırladım bu ara fena da olmadı.

Batman ve Supo seviyorsanız kaçırmayın. Keyifli bir eğlencelik...
7.5/10