13 Haziran 2010 Pazar
LooKing for ERIC...
Herşey güzel bir pasla başladı....
Ingililizlerin futola olan sevgisini bilmeyen yoktur. Cidden varsa çekilsin gitsin burdan, uzaylı mısın?? Ve o lige gelen en çılgın futbolcununda Eric Cantona olduğunu bilmeyen az kişi vardır. Her yaptığı olay olan bu "mucize-kral-pislik" adam şimdi beyaz perde filozofluğa girişmiş :)
Film karısını terkettikten sonra hayatının hiçbir anı düzgün gitmeyen bir karekterin üvey çocukları,eski eşi ve öz kızının hayatındaki yerini değiştirmeye çalışması ve işleri azda olsa yoluna koymaya çalışması üstüne. Bu sırada da hayali arkadaşı ve fanatiği olduğu Eric Cantona'da mentor rolde..
Başroldeki Steve Evets'de harika bir oyunculuk çıkarmış ve rolü üstüne iyi giydirmiş.
En büyük hayranının hayatını düzelten hayali arkadaş olarak Eric Cantona kendini çok rahat bir şekilde canlandırmış. Adam nede olsa kendini oynuyor ama ekranda da bir karizmasının olduğu gerçeğini unutmamalı.
Film süresince çok fazla beylik lafı ediliyor ve her biride birbirinden daha doğru.
Bir filmde verilebilecek ve belkide verilmiş hayata doğru en ciddi,doğal bakışa sahip bir film
LooKING for ERIC :)
8.5/10
Alice in Wonderland
Artık Tim Burton'dan fazla hazzetmeye biriyim. Her filmi aynı temalar ve gotik atmosfer içinde geçiyor. Bu yüzden de AiW'e biraz ön yargılı yaklaşıyordum. Ama film beklediğimden farklı çıktı. Evet aynı tematik durumlar bu filmde de mevcut ama o kadar rahatsız etmedi. Yanlız Johnny Deep biraz sıkmaya başladı. Hep enzantirik rol hep aynı "kafası güzel" oyunculuk. İlk başta iyidi ama artık alıştık.
Hikaye orjinal metne göre ne kadar değişmiş bilemeyeceğim ama hikaye hızlı bir şekilde ilerliyor ve sizi avcuna alıyor. Ben filmin vizyon dönemi sırasında eleştirilmesi mevzusunu hikayenin yüksek ihtimalle değişmiş olmasına bağlıyorum.
Efetlere gelirsek bence olmamamış, fazlasıyla CGI olduğunu belli ediyor. Ama bir tavşan, tilki, tırtıl vs.. daha gerçekçi durmazdı ekranda. Avatar'la karşılaştırma yapma işine girmeyeceğim orda J.Cameron var.
Sonuç olarak film bence hiçde fena değil. İzleseniz memnun kalmama ihtimaliniz pek yok ama Tim Burton'ın diğer işleri gibi de değil kendini tekrar etme mevzusundan dolayı.
7/10
9 Haziran 2010 Çarşamba
When In Rome

Romantik komedi yapmak cidden zor ama bu kadar da zor da değildi. Vaktiyle ne güzel filmle çıkıyordu piyasaya. Film baştan sonra klişe yumağı ve izlerken sıkıyorda. Date Night'da klişeydi ama izletiyordu. Olmamış bir film When in Rome. Açılıştaki sahne dışında bir tane aklımda kalan sahne yok. Belki Danny De Vito'nun ufak monologu...
Sırf bunun içinde film izlenmez.
4/10
Not: Kristin Bell çok ama çok datlı :D Alıp eve bir tane koyasım geldi :D
Defendor
Kick Ass ardından bir başka sokaktaki sıradan kişiyi süper kahraman yapmaya çalışan film daha geldi. Tesadüfün bu kadarı :) Her ne kadar konsept bir gibi gözükse de anlatılan hikaye çok farklı. Defendor daha bir ayakları yere basan süperkahraman filmi. Sonuçta ciddi ciddi sıradan hatta yarım akıllı birini kahraman yapıyor.
Woody Harrelson'un muazzam performansı filmin en büyük artısı. Sahneye çıktığı her an gözler,mimikler,bakışlar size birşey anlatıyor. Gerektiğinde dramatikleştiriyor sahneyi,gerektiğinde komik gösterebiliyor. Ödüllük performans dedikleri işte bunlar.
Filmde süper kahraman filmlerinden onlarca referans görebilir ve daha keyifle izleyebilirsiniz eğer iyi bir ÇR okuyucuysanız.
Sonuçta başarılı ve izlenmeyi hak eden bir film. En azından W.H. için izleyin :)
8/10
8 Haziran 2010 Salı
Date Night

Geçen 5 yıllık sürede sinema ve tv'de hangi komedyenleri seviyorsun derlerse cevap Steve Carell ve Tina Fey olurdu. Gerçektende iki isimde bu işte çok becerikli. Tina Fey'in 30 Rock'da ki performansı ve Steve Carell'in de sinemada yaptıkları ortada.
Sonunda bir akıllı çıkıp ikisini bir filme koymuş ve çokda iyi etmiş. Film aynı bir önceki filmimiz gibi klişe bir konuya sahip ama oyuncuların dinamizmi ve yan karakterlerin çeşitliliği ile baya bir renkleniyor. Bu renklilik çoğu zaman ters teperken bu filmde iyi durmuş.
Evet film çok ahım şahım değil ama son zamanlarda izleyecek eli yüzü düzgün filmlerin olmadığı ortamda iyi geleceğine süphe yok. Ayrıca tarihin en ilginç araba takip sahneside bu filmde herhalde. İzlerken ne demek istediğimi anlarsınız :)
7.5/10
She is Out of My League
Hiçbir beklentim(kesin video işidir falan diyordum filme başladığımda) olmadan izlediğim ve bayada hoşuma giden bir film oldu. Çok klasik bir konu ve işleniş var ama tanıdık senaryosuna rağmen insanı baymıyor. Cinsel espirilerde iğrençliğe kaçmadan yapılmış. Aşırı egzantirik olmayan "tip"ler kullanmalarıda ayrı bir artı bana kalırsa. Sonuçta ortaya izlenebilir bir komedi çıkmış.
1 Haziran 2010 Salı
24 -The End-
Jack Bauer'in kalp kırıcı,insanı yıkıp geçin ilk sezonuyla nasıl bir fenomen olacağı başından belliydi. Nina Myers,Edgar Stiled, Chloe Sullivan, Tony Almeida,Ryan Chapelle,David Almeida derken muhteşem karakterleri ekrana taşıdılar. Silent clock denen sessiz saatle yüreklerimiz dağladılar, Jack Bauer ve CTU ajanlarının müthiş teknolojileri ile aklımız çıktı. Ne zaman silah çekseler, bir kovalamaca çıksa kalbimizde yerinden çıakr gibi oldu. 8 yıl dolu dolu geçti.
Karısı öldürüldü,kız arkaşı öldürüldü,patronunu infaz etmek zorunda kaldı,ortağının kolunu kesmek zorunda kaldı,kızından kendini uzaklaştırdı,işkence gördü, başka ülkeler tarafından kaçırıldı, sevgilisini eşine işkence yaptı ama asla doğrudan şaşmadı. Belki bu açıdan fazla mükemmel bir karakterdi ama son sezonla bu durumu azda olsa toparladılar. Jack'in intikam almaya çalışmasını izlemek zevk verdi çünkü 8 yılın ardından haketmişti.
Her sezonu birbiri kadar iyi olmasa da tv'nin en iyi yapımlarındadı. Kötüde olsa bir şekilde kendini izletiyordu ve iyi başlayıp,kötü devam ediyor derken muazzam bir son 8 bölümle ekrana veda etti Jack ve ekibi.
Damn it...
11/10
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






