23 Şubat 2010 Salı

Benim gönlümün oscarı bu sene INVICTUS'a gitti. Müthiş derecede etkileyici bir film olduğunu düşünüyorum. Mandela gibi kitaplara sığmayacak bir adamı anlatmak için ne seçersiniz deseler herhalde yaz yaz kağıt dayanmaz ve kolay kolayda iyi bir film çıkartamazsınız ama Clint Eastwood ufak bir şeyden yola çıkıp büyük sözler söyleyen bir iş çıkarmış ortaya.

Nasıl olduda bu sene bu film böyle es geçildi çözemedim ama Clint Eastwood'a bir oscar daha yakışır diyorum. Son yıllarda çektiği her film insanın yüreğine dokunuyor. Herkesin yakalayabileceği bir başarı değil.

Halkın birbirine kitlenmesi,insanların siyah-beyaz ayrımı yıktığını anlatması ve filmin acındırma gibi basit numaralara kaçmaması en büyük artı. Hele final maçı sırasında çöpçü çocuk ve polislerin birbirlerine karşı takındığı tavırları ve galibiyete doğru durumun değiştiğini gördüğümüz sahneler çok hoşuma gitti.

Morgan Freeman'da Nelson Madela'yı oynamak için doğmuş haberimiz yokmuş :)
8.5/10

Sherlock Holmes

Filmin ismini Derlock Cholmes koysalarda olurmuş. Zaten beklediğim Sherlock Holmes filmini bulmayacağımı biliyordum ama gene de üzüldüm konseptten anca bunu çıktığına. Allahtan sonunda Moriarty ismi duyuldu da bir sonraki film için merakımı kabarttılar... Dediğim gibi farklı isimde olsaydı kesinlikle 8/10 derdim ama bu Sherlock Holmes benden 5.5/10 alır...

Law Abiding Citizen

Efsane olabilecekken son 10dk ile seyirciyi üzdüğünü düşündüğüm bir film olmuş. Gene de film şu son dönemlerde çıkan saçma salak aksiyonlar gibi değil ve bu yüzden övgüyü hakediyor. Gerard Butler'ın karakteri muazzam yazılmış ve o karmaşada asla inandırıcılığını kaybetmiyor. Filmin temposuda çok iyi ayarlanmış. Temponun düştüğü bir an bile görmedim.

Hele şu yıldız tablosuna bakınca bu filme nasıl olurda bir insan 1 yıldız verir anlayamıyorum. Son zamanlarda çıkan bunca çöp filmin yanında bu film bir cevher ama işte o son sahne yokmu, 2 saat boyunca yapılan bütün yatırımı alıp götürüyor. Fight Club etkisi yaratabilecek bir son sahne olabilecekken Viva Big Brother etkisi yaratılmış...

7.5/10

8 Şubat 2010 Pazartesi

Edge of Darkness


Teknolojinin az kullanıldığı,abartı aksiyonun olmadığı 90'ların başındaki aksiyon filmlerine benzemiş Edge of Darkness. Bu sırada hikayeyi güzelcene işleme fırsatı bulmuşlar bana kalırsa. Evet şu an ki polisiye-aksiyonlar ile uzaktan yakından alakası yok ama gerektiği yerde seyirciyi yerinden zıplatan, gerektiğinde başkarakterin düştüğü durumla içinizi sızlatacak bir film çekmişler.

Mel Gibson'ı da ekranda görmeyi özlemişim her ne kadar Boston aksanı ilk başta beni irite etsede karaktere ısınmamak elde değil. Özellikle traş olduğu sahnede kızını hayal etmesi ve devamındaki sahne çok güzel güzeldi. Bayıldım...

Martin Campbell Green Lantern öncesi soluklanmak istemiş belli ki kendini fazla kasmamış ama gerektiği yerde de yumruğunu vurmuş ve sert sahneler çekmiş.

Dediğim gibi eski polisiyelere selam çakan bir film olmuş. Gürültü,patırtı ve abartı aksiyon arıyorsanız koşarak filmi geçin ama tam tersini isteyen biriysenizde salona koşarak girin :)
7.5/10